.
 

Son 10 Yorum

 
 

Ziyaretçi İstatikleri

Bugün : 63
Toplam : 290369
 
 
MUĞLALI ONBAŞI...  -  25.03.2016
.
.

 

Gerçekten biz miydik o acıları çeken?

Yoksa her şey bir yalan, bir düş müydü?

Yalansa, düşse hafızam nerede şimdi ?

Bunca acı, bunca bedelin ardından

Böyle bir ülke mi bırakacaktık

çocuklarımıza, torunlarımıza...? !

 

 

MUĞLALI ONBAŞI

( Bir darbe anısı )

 

Yıl dokuz yüz seksen iki, aylardan Marttı.

Henüz yirmi dört yaşındaydım; Tutsak bedenim, dev gibi umutlarıyla birlikte üç dört adımlık bir hücreye sıkıştırılmıştı.

Oysa öyle deli, öyle dolu yaşamıştım ki gençlik yıllarımı. Dar geliyordu gezgin ayaklarıma o büyük metropol; Bir ucundan bir ucuna sanki bir adımdı Başkent.

Doğan güneşi karşılar, batanı uğurlardım. Saklambaç oynardım koca bir şehirde, hangi taşı kaldırsalar altında vardım.

Delisi olmuştum yağmurun, karın ve de bulutların. Cemreyle toprağa düşer, kardelenlerle boy atardım.

Türkülerin, deyişlerin, şiirlerin avcısıydı kulaklarım. Bir değmeye, bir tutunmaya görsün, bant gibi kaydeder bir daha bırakmazdı.

Her ne kadar sevdadan yana topallasa da yüreğim, töre gereği hiç ödün vermedim düşüncemden, kavgamdan ve de delikanlılıkta; Ser bir yana, sır bir yanaydı.

Eh ne de olsa demir dağlarında ölüm ve emek kokan hırçın bir şehrin kıraç topraklarında boyatmıştım.

O maden ocaklarında bizlere “ Dürüstlüğü ve insan olmanın onurunu” miras bırakmıştı babam son nefesinde.

***

Dedim ya yıl dokuz yüz seksen iki, aylardan Marttı.

Hücremde tecritteydim. Soğuktan, açlıktan ve susuzluktan dudaklarım ve damaklarım çatlamış, idrar ve dışkımdan kan geliyordu.

Günde bir çeyrek kuru ekmeğin ne anlama geldiğini yaşayarak öğreniyordum.

Yaralı damaklarımla kuru ekmeği parçalamak, atomu parçalamaktan daha da zordu.

Sonunda “ Mümkünse ekmeği ıslayıp getirebilir misin?” diyebildim nöbetçi askere.

Artık konumumuz ve saflarımız da değişmişti.

Omuzlarımda ki sarı yıldızların yerini beynimdeki kızıl yıldızlar almıştı. Nöbetçi asker, komutan; Ben, tutsak bir subaydım; Hem de yaklaşık kırk gündür ışık yüzü görmeyen kör bir hücrede.

İnsan, seslerin uzmanı olur mu? Olmuştum bile.

Ayak sesleri nöbetçi subayın mı, nöbetçi erin mi? Sorguya taşınan yaralı bir yoldaşın mı? Görmeden de sezebiliyordum.

Sadece günleri karıştırmıştım; Eski hesaba göre Mart dokuzu ya çıkmıştı ya da çıkmasına çok az kalmıştı.

Islak beton, buz gibi soğuktu. Hücremde dört duvardan öte hiçbir şey yoktu.

Saatler geçmişti. Asker, geri dönmemişti. Kuru ekmek de gitmişti.

Sanki ölüm, açlığın gölgesine sığınmıştı.

Bir ayı çoktan devirmiştim; açlıktan bir deri, bir kemik kalmıştım ama hala sorgularımda Yıldız Dağı, Erciyes gibi dimdiktim.

Tek umudum, kırk beş günlük gözaltı süresiydi. Eğer kayıtlara doğru geçtiysem yakında sürem dolacaktı. Ardından da sonu meçhul yeni bir yolculuk başlayacaktı.

Yani her şey Atilla İlhan’ın “Sisler Bulvarı” gibi meçhuldü.

Ama o an açlıktan başka hiçbir şey düşünemiyordum. Kendi ellerimle askere verdiğim çeyrek kuru bir ekmekti gözlerimden tüten.

Askere sövmekten ve kendimi yargılamaktan başka yapabileceğim hiç bir şey yoktu.

Akşam ilerlemiş, karanlık hücrem körelmiş, gözlerimin feri sönmek üzereydi.

Demir kapı, sertçe açıldı. Aynı asker, girdi içeri. Bir gazete kağıdı uzattı. Yelden söz kaçırırcasına “ Yanlış anlama. Ben, senin gibi düşünmüyorum. Düşünceni hiç sevmiyorum. Ama bu bir insanlık görevi. Çabuk ye ve gazeteyi geri ver ” gibisinden bir şeyler söyledi.

Şaşkındım; Önce hiçbir şey anlamadım. Sonra elimde ki köfte ekmeğin kokusu sardı hücremin dört bir yanını; Yanında bir de ayran.

Bir an için göz göze geldik askerle. Nedendir bilmiyorum anında yaşardı gözlerim. Köfteyle birlikte bir umut kokusu yayıldı hücreme insana özgü. Sevinçten askere sarılıp doyasıya ağlamak geçti içimden.

Gazeteyi almayı bile unutarak tez gitti, tez kayboldu karanlık gözlerimden.

Sonradan öğrendim, Muğlalı bir onbaşıymış.

Aradan tam otuz iki yıl geçti. Muğlalı Onbaşı’nın o korku kokan, insan kokan gözleri hala gözlerimde bir mühür gibi durur.

Otuz yıldır Muğla’dayım. Her kalabalıkta bir çift göz arar gözlerim; Elinde yarım ekmek arası sıcak köftesiyle insan kokan sıcak bir çift göz.

 

 

 

 
Okunma Sayısı : 2123 | Yorum Yaz

|

Tavsiye Et

|

Facebook'ta Paylaş
 
.
coşkun efendioğlu  -  28.05.2014    10:49:01
.
neden
bunları, geçmişte gazetede yazarken neden yazmadın? Gözlerinden öpüyorum..
.
.
sinan gülçen   -  27.05.2014    08:48:25
.
selam ya da günaydın çam
konu tam da bu yoldaş, önce insan olmak bak o onbaşı senin gibi düşünmediği halde büyük riskleri göze alarak insani görevini yerine getirmiş. keşke herkes böyle olabilse, böyle yapabilse. solcunun üzerinde baskı varsa sağcıda isyan etmeli. alevinin sorunu varsa alevi olmayanlar da isyan etmeli. kck dendi biz alkışladık. Ergenekon dendi kürtler alkışladı. böyle olmaz her haksızlığa her adaltsizliğe herkes baş kaldırmalı dur demeli. türkiyede herkes kendi kitlesi için iktidara geliyor. kendisinin çektiği acıları diğerlerine yaşatıyor. demokrasi ve hukuk kavramları yok. azınlık hakları yok. bu bedeller niye ödendi konusuna gelince sana soracağım sorunun cevabını sen ver her şey o cevapda yatıyor. "bugün o günlere dönsen aynı yolda aynı izde yürümezmisin? aynı şeyleri savunmazmısın? aslında bizler sadece solcu olduğumuz için değil insan olduğumuz için hiç bir çıkarımız olmadığı halde o kadar acı bedeller ödedik çam. insan olduğun için senin düşüncelerini beğenmeyen Muğlalı onbaşıya sarılıp ağlamak gelmiş içinden. acı ama gerçek adı knmamıştı, adı solcu devrimciydi ama bence asıl kimliğimiz biz o zamanda insandık şimdi de insanız. ama ne sesimizi duyan var ne de tanıyan bizi. senin buna benzer bir şiirin vardı aynen öyle yoldaşım güzel İNSAN
.
.
davut poyraz  -  27.05.2014    01:33:14
.
umutsuz olma
daha önce askerlik anılarından okumuştum. yine okudum. yine duygulandım. hiç bir acı boşa çekilmedi hıdır kardeş. seni sen yapan bu acılar oldu. varsın hafızanda hücrede kalsın. senin umutların ve hayat sevincin ve DOSTLUĞUN ner şeyin üstünde. unutma bizi akıl yıkan UMUTSUZLUK olacak. hiç bir acı boşa çekilmedi. günübirlik olumsuzluklar seni yıldırmasın. insanık tarihide bizim tarihimizde hep ileri ye gidecek daha güzel günlere ve saygıyla anılacak senin gibi güzel dostlar
.